|
Erol GöKA Türk Grup Davranışı Aşina Kitaplar, 2006
“Türk kimdir?”, “Türklerin bilinen tarihleri boyunca değişmeden kalan, kendilerine özgü davranış kalıpları var mıdır? Varsa nelerdir”, “Türkiye Türklerinin davranışlarını da hala bu tarih boyunca sürmüş olan kalıplar mı şekillendiriyor?”, “Türk Grup Davranışı”, bu sorulara bilimsel cevaplar verdiği iddiasını taşımaktadır. Hala büyük ölçüde göçebe-çoban-savaşçı bir toplum olmanın temel özelliklerini koruyan Türklerin kadın-erkek ilişkilerindeki tutumları, gösteriş ve şatafat kültürleri, mafiyöz oluşumlara çanak tutan segmenter toplum yapıları, toplumsal sorunların çözümünde savaşçı bir zihinle hareket etmeleri, uygarlıklara kolay uyum sağlama yetenekleri, tarihin en yüksek dinsel hoşgörüye sahip toplumu olmaları, Islamlaşma süreci de dahil olmak üzere her zaman Eski Türk Dini’ne bağlılık göstermeleri hep kendine özgü bir nitelik taşıyan bu ortak davranış kalıplarından bazılarıdır.
“Türk Grup Davranışı” kitabı, bir “Tarihsel Psikoloji” çalışmasıdır. Tarihsel Psikoloji, akademide henüz çok yeni bir daldır; Türklerin tarihsel psikolojisi ise, el değmemiş biçimde durmaktadır. “Türk grup davranışı”, Türklerin tarihsel psikolojisinin, çok ama çok küçük bir kısmıdır. Türk tarihi boyunca, değişmeden kalmış, grup psikolojik unsurların neler olduğunu saptamaya, elden geldiğince de açıklamaya çalışmaktadır.
öNSöZ {mosimage} “Ne yarım kaldığı söylenen modernlik projesinin ne de giderek küreselleştiği söylenen post-modern kültürün dünyadaki insanları ve insan ilişkilerini tek biçimli bir hale getirebileceğine inanıyorum. Nasıl insan olmamızın getirdiği varoluşsal zorunluluk nedeniyle hepimiz insan kardeşlerimizle aynı biyolojik kaderi paylaştığımız halde dünyanın farklı bölgelerinden farklı biyolojilere sahip insanlar varsa, aynı şekilde dünyanın farklı yörelerindeki insanlar da farklı grup davranışı özellikleri sergilerler. Bu yüzden insan davranışını biçimlendirmek için ortaya konduğu söylenen tüm projeler eninde sonunda karşılaştığı toplumun grup davranışına sinmiş özelliklere çarpacak ve şöyle ya da böyle biçim değiştirecektir. Bu nedenle evrensel bir modernlik olamaz olsa olsa onu alan toplum tarafından değiştirilerek içselleştirilmiş modernlikler olabilir.
Modernlik maceramızın bize özgü niteliğini anlayabilmek için modernlikte en ileri gittiği söylenen kentlerimizdeki insanların davranışlarına şöyle bir bakmak yeterlidir. Ankara’nın Kızılay’ından izlediğimiz insan manzaraları, bir Avrupa kentindekinden farklıdır. Insanların Kızılay’da trafik ışıklarını hiçe sayarak, adeta çiçeklere basarak karşıdan karşıya geçmeye çalışmaları; otomobillerini ata biner gibi birbirlerinin haklarını azami ölçüde ihlal ederek kullanmaları; kadınların ve erkeklerin bedenlerini taşıma, selamlaşma, kucaklaşma, öpüşme biçimleri bir Avrupa kentindeki insan davranışlarına benzemez.
Böyle farklılıkları kimileri ‘kültürel farklılıklar’ başlığı altında ele alabilirler; Kızılay’daki manzarayı ‘çarpık kentleşme’, ‘hızlı sosyoekonomik dönüşüm’ gibi kavramlarla açıklamaya girişebilirler. Bunlara itirazım olmaz ama bu teorilerin farklılıkları yeterince tüketici biçimde açıkladığını da kimse söylememelidir. Ben fazladan olarak, grup olarak yaşadıkları her yerde (ki bu insanların yaşadığı her yer demektir) insanların ortaklaşa ürettikleri bir davranış biçiminin ve sağlam bir grup psikolojisinin olduğunu ileri süreceğim. Insanların grup davranışlarının çok sağlam bir psikolojik temeli olduğunu söylemek, onların toplumsal teorilerde ileri sürüldüğü gibi pek de öyle kolayca yıkılamayacağı anlamına gelmektedir. Grup davranışının bir psikolojik temele sahip olması, onların belki de hiç değiştirilemeyeceklerini hesaba katmayı gerekmektedir.
Bu düşüncelerim yüzünden bir süreden beri, artık gelecek toplum kurguları, ütopyalar, toplumların nasıl ve neden değiştikleri değil, neden değişmeden aynı kaldıkları sorunsalı bana daha ilginç geliyor ve Anadolu Türk kültürlerinin izlerini tarih içinde geriye doğru süren okumalar yapıyorum.
Şöyle bir yöntemim var: Yaşadığım yer olan Ankara’daki insan manzaralarına, beşeri bilimlerdeki literatür rehberliğinde, bakıyorum, en çarpıcı görünümleri kaydediyorum. Bu görünümler, Türkiye’nin tamamında ortak olacak kadar yaygın mı test ediyorum. Bulduğum fenomen bu testleri geçmişse, ulaşabildiğim kaynaklardan onun tarihsel kökenlerine gitmeye gayret ediyorum. Eğer bu fenomenlerin tarihsel kökenleri varsa, yani Türk tarihi boyunca değişmeden kalmışsa, bu türleri “Türk grup davranışı” olarak işaretliyorum. Fenomenlerin bugünkü egemen dünya görüşümüze göre olumlu ve olumsuz olanları var. Henüz bir sonuca ulaşmamış gözlemlerden sonra yakaladığım birçok fenomenden yalnızca olumsuz bir tanesini sizlerle paylaşmak isterim.
Gördüğüm tipik grup davranışları arasında en önde geleni, gösteriş ve şatafat düşkünlüğü... Geri bıraktırılmış bir ülkede olması gereken rasyonel davranış kalıplarıyla asla uyuşmayan, sosyopatiye ve mafiyöz oluşumlara çanak tutan bu gösteriş ve şatafat düşkünlüğünü bin bir model arabaların doldurduğu yollarımızdan, ev döşeme tarzımıza, özellikle hanımların giyinme biçimlerinden çocuklarımızı yolladığımız okullara ödenen paralara, yazlığının kaç para ettiğinden sülalesinin ne kadar soylu olduğuna kadar birçok alanda görmek mümkün. Köklü bir Tasavvuf geleneğine sahip olsa da bu topraklarda mütevazılığın nişanesi olan postlar bile en lüks yaşamayı hak eden şeyhler anlayışı kılığına girmekte gecikmemiştir. Gösteriş kültürünün Osmanlı’daki uzantılarını görmek için çok iyi tarih bilmeye gerek yoktur. Osmanlı’nın irrasyonel-feodal mirasını onarma savındaki Cumhuriyet tarihimiz boyunca birçok alanda modernleşme girişimleri yapılmış olmasına rağmen gösteriş kültürü yönetici elitler katında bile kök salmıştır. Korumalarıyla trafik düzenini alt-üst ederek caka satan devlet görevlileri; lüks arabasıyla, işlevselliğine ve estetiğine bakmaksızın evinin kaç para ettiğiyle öğünen türedi zengin yurttaşlar aynı iplikten dokunmuşlardır ve gösteriş kültürümüzün imalatıdırlar. Elbette böyle bir doku, mafiyöz ilişkiler için bulunmaz bir vasattır.
Ekonomik eşitsizliklerin yol açtığı ama egemen liberal paradigmanın isterleri doğrultusunda hepimizin "normal" görmeye alıştığımız gündelik hayattaki farklı yaşama tarzlarından ayrı olarak, kemik iliklerimize kadar işlemiş kamu kuruluşlarının yemekhanelerini bile mevki ve makama göre bölen, apartmanlarda “kapıcı” adı altında yepyeni modern (?) bir istihdam yaratan kast sistemimiz, gösteriş kültürümüzün doğal bir sonucudur. Daha da felaketi, her türlü rasyonaliteden uzak gösteriş kültürü, zaman zaman ulusal kalkınmacılık anlayışımızı ve hatta uluslararası ilişkilerimizi bile belirleyebilmektedir.
Daha üç nesil önce bir Imparatorluğa sahip olan mağlupların kırılan gururlarını tamir için giriştikleri telafi çabaları gibi etkenler gösteriş kültürünün oluşumunda etkilidir şüphesiz ama ben Türk tarihini geriye doğru gözden geçirdiğimde ve savaşçı-göçebe topluluklarda aynı fenomeni gördüğümde, gösteriş kültürümüzün çok köklü bir grup psikolojisi mirasına sahip olduğunu anlıyor ve irkiliyorum. örneğin gösteriş kültürünün tezahürlerinden birisi, yabancıya, dışarlıklı olana hayranlıktır ve sanıldığı gibi bu davranış, Osmanlı’nın Gerileme Dönemi’nden beri ortaya çıkmamıştır. Erken tarihimizdeki Orta Asya Türk Toplulukları’nın çevre devletlerle ilişkilerine kısaca bakılsa ne demek istediğim hemen anlaşılacaktır.
Bu yöntemin etno-merkezci bir sapkınlığa gidebilecek, bir yönü olduğunu kabul ediyorum ve elimden geldiğince bundan sakınmaya çalışıyorum. Insanların grup davranışlarını bir gen havuzunu paylaşmaktan ziyade ortak yaşantıların oluşturduğunu düşünüyorum. önemli bir kısmını henüz kendime sakladığım, birçok insanın da fark ettiğini sandığım gözlemlerimi tartışmaya açmanın bir görev olduğu fikrini taşıyorum. Kaldı ki ben, iyisiyle kötüsüyle buradaki grup davranışının bir parçasıyım. Bu gözlemlerimi hiç de “tarafsız” bir kültür eleştirmeni sıfatıyla değil, kendi insanımızı, kendimi tanımak, neyin değiştirilip neyin değiştirilemeyeceğini anlayabilmek amacıyla yapıyorum. “
Bu satırları beş yıl önce, bir yıl kadar süren bir Türk tarihi okumasının ardından 2000 yılının sonlarında yazmışım. Okuyucumuz görsün diye, araştırmada nereden ve nasıl başlandığını, nasıl bir yol alındığını “Türk Grup Davranışı” kitabının “önsöz”üne aynen koydum. O zamandan beri aynı yöntemle, yeri geldiğinde, en baştan düşünmeyi göze alarak çalışmayı sürdürüyorum; sonuçları bilimsel platformlarda, düşünce dünyasında sunmaya, tartışmaya gayret ettim, ediyorum.
“Türk Grup Davranışı” kitabı, bir “Tarihsel Psikoloji” çalışmasıdır. Tarihsel Psikoloji, akademide henüz çok yeni bir daldır; Türklerin tarihsel psikolojisi ise, el değmemiş biçimde durmaktadır. “Türk grup davranışı”, Türklerin tarihsel psikolojisinin, çok ama çok küçük bir kısmıdır. Türk tarihi boyunca, değişmeden kalmış, grup psikolojik unsurların neler olduğunu saptamaya, elden geldiğince de açıklamaya çalışmaktadır. Asla bu çok geniş alanı tümüyle tükettiği iddiasında değildir. Bir başlangıç girişimi olduğunun ve yolun uzunluğunun farkındadır.
Elinizdeki kitap, “Türk grup davranışı” adını verdiğim ve halen süren bu çalışmayı yukarıdaki ilk düşünce nüvelerinden bugüne kadar ulaşan düşünce biçimlerine kadar yansıtabilmek amacıyla hazırlandı. Bu nedenle yöntem tartışma ve eleştirilerine de ayrıntılı bir biçimde yer verilmiş, bilimsel dergilerde yayınlanmış akademik niteliğe sahip yazıların yanı sıra, düşünce dergilerinde ve gazetelerde yayınlanmış henüz bilimsel makale formatına ulaşmamış, bilimsel denemeler de kitapta yer almıştır. Bu kitaptaki “Türk grup davranışı” başlığı altında bir araya getirilmiş yazılar, bir yayın tarihi sıralamasına göre dizilmedi; “Türk grup davranışı” anlayışının okuyucunun kafasında netleşmesi, yeni çalışmalara fırsat hazırlayabilmesi gibi amaçlar dizilimde esas alındı. Değişik yerlerde yayınlanan yazılar, yeniden gözden geçirildi, düzeltildi, genişletildi; yinelemelerden arındırılmaya, tüm bu yazıların bir bütünün parçaları olduğunun görülebilmesine çalışıldı.
Şüphesiz, “Türk grup davranışı” alanındaki çalışmalarımız sürüyor, söyleyeceklerimiz bu kadar ve yalnızca bunlar değil. Bu kitaptaki birçok temayı bilimsel bir format haline getirmeye ve Türk grup davranışına yeni kategoriler, arşivimize yeni bilgiler eklemeye çalışıyoruz. Kaldı ki “Türk grup davranışı”, yalnızca bizim çabamızla tüketilemeyecek kadar zengin bir alandır. Bu kitabın ortaya çıkmasının ana gerekçelerinden birisi de, bu alanı hem eleştiriye hem de yeni araştırmacıların ilgisine açmak, bu geniş alanı, farklı bilim ve bilgi dallarından yeni katılımlarla zenginleştirmektir.
Ne çok kimsenin emeği var bu kitapta. Başta, meslek hayatım boyunca, bana iç dünyalarını açarak kendileriyle birlikte Türk grup davranışından görüntüler sunan, türlü çeşit dertleri için çare arayan insanlar. Bu çetrefil konuyu dönüp dolaşıp anlatmaya çalışmalarımı bıkmadan dinleyen, görüşlerini bildiren klinikteki ekibimin elemanları, akademiden ve akademi dışından dostlarım. Hastanenin yorucu mesaisinde öğle araları memleket mevzularında zihin jimnastiği yaparak dinlendiğimiz her biri parlak zihinli hekim arkadaşlarım. Türkiyat; Dinler Tarihi, Din Sosyolojisi, Sosyal Antropoloji vd. alanında Türkleri anlamamız için emek veren, eser ortaya koyan bilimci ve düşünürlerimiz. Umarım sözcülüğünüzü üstlenmeye çalıştığım bu kitap, okuyucusunun yanı sıra hepinizi hoşnut eder ve teşekkür borcunu yerine getirir. Kitabı okuyup düzelten, görüşlerini bildiren sevgili Dr. Murat Beyazyüz, bana muhteşem bir çalışma ortamı, duyguyla örülmüş bir korunak sunan evimin insanları, muayenehanede kolum kanadım Hilal, size nasıl teşekkür etsem ki!
Aralık 2005 Ankara Erol Göka © 2006 Türk Grup Davranışı
Aşina Kitaplar
Yayın Hakları Aşina Kitaplar-Turmaks Yayıncılık Ltd Şti.’ne aittir. Izin alınmadan kullanılamaz Refik Belendir Sokak 46/3 Y. Ayrancı Ankara Tel-0 312 441 9941 Faks-0 312 44010 35 www.asinakitaplar.com
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Genel Yayın Yönetmeni- Nihal Kemaloğlu Yayına Hazırlayanlar- Ali Kemaloğlu, Ismail Küçükkaya Düzeltme- Murat Beyazyüz Kapak Tasarım- Emrah çiftçi, Ilker Hüner Kapak Fotoğraf – Murat öztek Dizgi ve Baskı öncesi Hazırlık – Songül Kalender Baskı ve Cilt- MedicoGraphics Ajans ve Matbaacılık
Aşina Kitaplar Arjantin Felsefe Grubu Yayınlarıdır www.arjantinfelsefe.com
Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Kitabımızı Internet Üzerinden Siparişle Edinebilirsiniz |